İ.Ü. Orman Fakültesi'nin Türkiye Ormancılığının Sorunları ve Çözüm Önerileri ile İlgili Görüşleri

Yayın türü  OF_gorus
Yayın Yılı (Year of Publication)  2007
Yazarlar (Authors)  EKİZOĞLU, A.; COŞKUN, A.A.; GÖKBULAK, F.; TOLUNAY, D.; OK, K.
Yayın dili (Publication Language)  Türkçe
Özet (Abstract)  

Yönetici Özeti

Türkiye'de ormancılık sanıldığının aksine pek çok kurumdan daha köklü bir geçmişe sahiptir. Geçen yıllar Türkiye'nin ormancılığa özgü özelliklerinin keşfedilmesine de yardım etmiş ve diğer ülkelerin ormancılık yapısında görülmeyen düzenlemelere neden olmuştur. Anayasa'da ormancılık ile ilgili koruyucu hükümlerin bulunması buna örnektir. Bu nedenle, yeni anayasa çalışmalarında ormancılık ile ilgili hükümler dikkate alınmalı, orman mülkiyeti ve işletmeciliğiyle ilgili kamu mülkiyet ve işletmecilik düzeni korunmalıdır. Anayasa ile ormanların sınırlarının korunmasına devam edilmeli, ormanları işgal ederek rant elde etmeye yönelik alışkanlıkların oluşması önlenmelidir.

Ormancılık örgütlenmesinin geçmişi incelendiğinde istikrarın bir türlü sağlanamadığı görülmektedir. Bazen bağımsız bakanlık, bazen farklı bakanlıklar altında yapılan örgütlenme, en son Çevre ve Orman Bakanlığı şeklinde oluşmuştur. Bugünlerde bu yapının tekrar değişmesi gündemdedir. Yaşanan deneyimler Türkiye'de ormancılığın bağımsız bir Orman Bakanlığı şeklinde örgütlenmesinin en doğru sonuç olacağını göstermektedir.

Her ne kadar ormancılığımız uzun bir deneyime sahip olsa da, bir türlü çözülememiş sorunları bulunmaktadır. Ormancılık mevzuatı sık sık değişmiş, toplumsal yapı ve ormancılık biliminde yaşanan değişimlere uyumlu bir mevzuat yapısı sağlanamamıştır. Ormancılık mevzuatının özellikle orman tanımı, kadastro, izin irtifak işleri, özel ormancılık ile ilgili hükümlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca, turizm, maden, mera, imar işleriyle ilgili mevzuat ile ormancılık mevzuatı ve çalışmaları arasında çatışmalar ortaya çıkmaktadır.

Ormanlar ve ormancılık ülkenin arazi kullanım anlayışından yakından etkilenmektedir. Kamu yararı konusundaki mevcut yaklaşım ormanlara zarar vermektedir. Bu nedenle, ormanların yarattığı kamu yararı da dikkate alınmalıdır. Ülkemizdeki orman suçları ile sosyolojik ve ekonomik özellikler arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Suçların takibi ve yargı aşamalarındaki sorunların giderilmesi, suça neden olan kalkınma sorunlarına yönelik çalışmalardan vazgeçilmemesi gerekmektedir.

Orman yangınlarına yönelik toplum ilgisi artmaktadır. Bununla birlikte, bu ilginin ormancılık örgütünce tatmin edilebildiğini söylemek güçtür. Yangınla mücadele çalışmaları incelendiğinde, koruyucu ve önleyici çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Yangın yönetimi ve modellemesi alanında ise yetersizlik söz konusudur.

Ormancılık uzun süreli çalışmaları gerektirmekte ve çalışma süresi elde edilecek sonuçları da etkilemektedir. Bu nedenle planlı yönetimi gerektiren sektörlerin başında gelmektedir. Bununla birlikte, hazırlanan planların çok boyutlu bir hale getirilmesi, farklı düzey ve bölgelerle ilgili planlarla bütünleşmenin sağlanması, önemi artan su, yaban hayatı gibi ormancılık işlevlerinin planlanma yöntemleri konularındaki sıkıntıların aşılması gerekmektedir.

Ormancılık sektörü çalışmalarının ormanlardan elde edilen gelirlerle finanse edilmesi ilkesine her zaman dikkat edilmiştir. Odun hammaddesi satışları, bu gelirler içerisinde önem taşımaktadır. Bu alanda pazarlama, üretim maliyetleri, ithalat sorunları bulunmaktadır. Özellikle odun hammaddesi üretim işlerinde çalışan orman köylülerinin sosyal güvenlik ve verimlilik sorunlarının çözülmesi gereklidir. Ayrıca, orman ürünleri dış ticaretinin yarattığı karantina ve ekosistem sağlığı sorunları aşılmalıdır.

Ağaçlandırma çalışmaları ülkemiz için önemini korumaktadır. Ağaçlandırma projelerinin hazırlanması, proje uygulama alanlarının belirlenmesi ve gerçekleştirme için gerekli finansman sorunları aşılamamıştır. Özel ağaçlandırma ile sorunların aşılması denenmişse de istenen sonuç elde edilememiştir.

Ormancılık eğitim ve öğretim çalışmaları, Çevre ve Orman Bakanlığının gereksinim duyduğu insan kaynağının temelini oluşturmaktadır. Bakanlığın bu alandaki değişimlere, gereksinimlere kayıtsız kalmaması gereklidir.

Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı Ormancılık Araştırma Müdürlüklerinin önemi her geçen gün artmaktadır. Bu müdürlüklerin görev tanımları, personel yapısı incelenmelidir. Araştırma ve Geliştirme Daire Başkanlığı tarafından yönetilen bu çalışmaların özellikle geliştirme kısmının iyileştirilmesine gereksinim vardır.

Yukarıda özetlenen sorunlar yanında, yeni ortaya çıkan ve küresel ölçekte önem kazanan dikkat çekici başkaca sorunlar da bulunmaktadır. Dünya sürdürülebilirlik konusunda eskiye göre daha duyarlı bir hale gelmiştir. Ülke ormancılığının yakından tanıdığı bu ilkeye uygun bir ormancılığın yapıldığını gösteren bir düzene gereksinim vardır. Sürdürülebilir orman yönetimi ölçüt ve göstergeleriyle sertifikasyon alanlarında kurumsal yapılanmalar gereklidir.

Ormancılık için sürdürülebilirlik ilkesi kadar önemli bir diğer ilke, çok yönlü faydalanma ilkesidir. Günümüz toplumsal talepleri bu ilkenin önemin artırmış fakat çok yönlü faydalanmayı kanıtlayan bir planlama ve uygulama düzeni kurulamamıştır. Ormanların ürettiği mallar kadar hizmetlere yönelik talepler de artmış ancak ormancılık sektörü bu mal ve hizmetlerin üretim ve sunu düzenlerini yeterince geliştirememiştir. Özellikle korunan alanların yönetiminde sorunlar yaşanmaktadır

Küresel iklim değişimi, biyolojik çeşitlilik alanındaki bilinçlenme, artan nüfusun su gereksinimlerinin artması ormanların bu alanlardaki işlevlerini daha önemli hale getirmektedir. Bu değişime yanıt verebilecek ormancılık uygulamalarının yerine getirilebilmesi için gerekli iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir. Çevre ve Orman Bakanlığının bu alanları hem bir tehdit kaynağı, hem de bir fırsat alanı olarak incelemesi gereklidir.

 

Saygılarımızla.

                                                                                                       Prof.Dr.Tahsin AKALP
                                                                                                       Dekan

Araştırma notları (Reseach Notes)  

 

Üniversite ve Fakülte  

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi

Bölüm(ler)  

 

Anabilim Dal(lar)ı  

 

Yazar adresi (Author Address)  

 

Tam metin  


T.C.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
Orman Fakültesi Dekanlığı

İ.Ü. ORMAN FAKÜLTESİ'NİN TÜRKİYE ORMANCILIĞININ SORUNLARI
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

Yönetici Özeti

Türkiye'de ormancılık sanıldığının aksine pek çok kurumdan daha köklü bir geçmişe sahiptir. Geçen yıllar Türkiye'nin ormancılığa özgü özelliklerinin keşfedilmesine de yardım etmiş ve diğer ülkelerin ormancılık yapısında görülmeyen düzenlemelere neden olmuştur. Anayasa'da ormancılık ile ilgili koruyucu hükümlerin bulunması buna örnektir. Bu nedenle, yeni anayasa çalışmalarında ormancılık ile ilgili hükümler dikkate alınmalı, orman mülkiyeti ve işletmeciliğiyle ilgili kamu mülkiyet ve işletmecilik düzeni korunmalıdır. Anayasa ile ormanların sınırlarının korunmasına devam edilmeli, ormanları işgal ederek rant elde etmeye yönelik alışkanlıkların oluşması önlenmelidir.

Ormancılık örgütlenmesinin geçmişi incelendiğinde istikrarın bir türlü sağlanamadığı görülmektedir. Bazen bağımsız bakanlık, bazen farklı bakanlıklar altında yapılan örgütlenme, en son Çevre ve Orman Bakanlığı şeklinde oluşmuştur. Bugünlerde bu yapının tekrar değişmesi gündemdedir. Yaşanan deneyimler Türkiye'de ormancılığın bağımsız bir Orman Bakanlığı şeklinde örgütlenmesinin en doğru sonuç olacağını göstermektedir.

Her ne kadar ormancılığımız uzun bir deneyime sahip olsa da, bir türlü çözülememiş sorunları bulunmaktadır. Ormancılık mevzuatı sık sık değişmiş, toplumsal yapı ve ormancılık biliminde yaşanan değişimlere uyumlu bir mevzuat yapısı sağlanamamıştır. Ormancılık mevzuatının özellikle orman tanımı, kadastro, izin irtifak işleri, özel ormancılık ile ilgili hükümlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca, turizm, maden, mera, imar işleriyle ilgili mevzuat ile ormancılık mevzuatı ve çalışmaları arasında çatışmalar ortaya çıkmaktadır.

Ormanlar ve ormancılık ülkenin arazi kullanım anlayışından yakından etkilenmektedir. Kamu yararı konusundaki mevcut yaklaşım ormanlara zarar vermektedir. Bu nedenle, ormanların yarattığı kamu yararı da dikkate alınmalıdır. Ülkemizdeki orman suçları ile sosyolojik ve ekonomik özellikler arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Suçların takibi ve yargı aşamalarındaki sorunların giderilmesi, suça neden olan kalkınma sorunlarına yönelik çalışmalardan vazgeçilmemesi gerekmektedir.

Orman yangınlarına yönelik toplum ilgisi artmaktadır. Bununla birlikte, bu ilginin ormancılık örgütünce tatmin edilebildiğini söylemek güçtür. Yangınla mücadele çalışmaları incelendiğinde, koruyucu ve önleyici çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Yangın yönetimi ve modellemesi alanında ise yetersizlik söz konusudur.

Ormancılık uzun süreli çalışmaları gerektirmekte ve çalışma süresi elde edilecek sonuçları da etkilemektedir. Bu nedenle planlı yönetimi gerektiren sektörlerin başında gelmektedir. Bununla birlikte, hazırlanan planların çok boyutlu bir hale getirilmesi, farklı düzey ve bölgelerle ilgili planlarla bütünleşmenin sağlanması, önemi artan su, yaban hayatı gibi ormancılık işlevlerinin planlanma yöntemleri konularındaki sıkıntıların aşılması gerekmektedir.

Ormancılık sektörü çalışmalarının ormanlardan elde edilen gelirlerle finanse edilmesi ilkesine her zaman dikkat edilmiştir. Odun hammaddesi satışları, bu gelirler içerisinde önem taşımaktadır. Bu alanda pazarlama, üretim maliyetleri, ithalat sorunları bulunmaktadır. Özellikle odun hammaddesi üretim işlerinde çalışan orman köylülerinin sosyal güvenlik ve verimlilik sorunlarının çözülmesi gereklidir. Ayrıca, orman ürünleri dış ticaretinin yarattığı karantina ve ekosistem sağlığı sorunları aşılmalıdır.

Ağaçlandırma çalışmaları ülkemiz için önemini korumaktadır. Ağaçlandırma projelerinin hazırlanması, proje uygulama alanlarının belirlenmesi ve gerçekleştirme için gerekli finansman sorunları aşılamamıştır. Özel ağaçlandırma ile sorunların aşılması denenmişse de istenen sonuç elde edilememiştir.

Ormancılık eğitim ve öğretim çalışmaları, Çevre ve Orman Bakanlığının gereksinim duyduğu insan kaynağının temelini oluşturmaktadır. Bakanlığın bu alandaki değişimlere, gereksinimlere kayıtsız kalmaması gereklidir.

Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı Ormancılık Araştırma Müdürlüklerinin önemi her geçen gün artmaktadır. Bu müdürlüklerin görev tanımları, personel yapısı incelenmelidir. Araştırma ve Geliştirme Daire Başkanlığı tarafından yönetilen bu çalışmaların özellikle geliştirme kısmının iyileştirilmesine gereksinim vardır.

Yukarıda özetlenen sorunlar yanında, yeni ortaya çıkan ve küresel ölçekte önem kazanan dikkat çekici başkaca sorunlar da bulunmaktadır. Dünya sürdürülebilirlik konusunda eskiye göre daha duyarlı bir hale gelmiştir. Ülke ormancılığının yakından tanıdığı bu ilkeye uygun bir ormancılığın yapıldığını gösteren bir düzene gereksinim vardır. Sürdürülebilir orman yönetimi ölçüt ve göstergeleriyle sertifikasyon alanlarında kurumsal yapılanmalar gereklidir.

Ormancılık için sürdürülebilirlik ilkesi kadar önemli bir diğer ilke, çok yönlü faydalanma ilkesidir. Günümüz toplumsal talepleri bu ilkenin önemin artırmış fakat çok yönlü faydalanmayı kanıtlayan bir planlama ve uygulama düzeni kurulamamıştır. Ormanların ürettiği mallar kadar hizmetlere yönelik talepler de artmış ancak ormancılık sektörü bu mal ve hizmetlerin üretim ve sunu düzenlerini yeterince geliştirememiştir. Özellikle korunan alanların yönetiminde sorunlar yaşanmaktadır

Küresel iklim değişimi, biyolojik çeşitlilik alanındaki bilinçlenme, artan nüfusun su gereksinimlerinin artması ormanların bu alanlardaki işlevlerini daha önemli hale getirmektedir. Bu değişime yanıt verebilecek ormancılık uygulamalarının yerine getirilebilmesi için gerekli iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir. Çevre ve Orman Bakanlığının bu alanları hem bir tehdit kaynağı, hem de bir fırsat alanı olarak incelemesi gereklidir.

 

Saygılarımızla.

                                                                                                     Prof.Dr.Tahsin AKALP
                                                                                                     Dekan

 

 

İ.Ü. ORMAN FAKÜLTESİ'NİN TÜRKİYE ORMANCILIĞININ GÜNCEL SORUNLARI
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

İÇİNDEKİLER

1. GİRİŞ
2. GÜNCEL TARTIŞMALAR
2.1. Anayasa Değişikliği
2.2. Bakanlığın Örgüt Yapısının Değiştirilmesi
3. ORMANCILIĞIMIZIN TEMEL SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
3.1. Ormancılık Mevzuatı
3.2. Örgüt Yapısının İstikrarı
3.3. Orman Yangınları
3.4. Orman Kaynaklarının Yönetimi ve Ormancılıkta Planlama
3.5. Orman Ürünleri Üretimi ve Ticareti
3.6. Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü
3.7. Ormancılık Eğitim-Öğretim Çalışmaları
3.8. Ormancılıkta Araştırma ve Geliştirme
4. YENİ ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR
4.1. Sürdürülebilirlik İlkesinin Yaygınlaşması ve Orman Yönetimine Yansımaları
4.2. Çok Yönlü Faydalanma İlkesine Yönelik Uygulamalar
4.3. Ormancılıktan Beklenen Mal ve Hizmetlerin Çeşitlenerek Artması
4.4. Küresel İklim Değişimi, Su Sorunu ve Ormanlar
4.5. Biyolojik Çeşitlilik ve Gen Kaynakları
4.6. Korunan Orman Alanlarına Yönelik Beklentilerin Yükselmesi
4.7. Yaşanan Değişimlerin Çevre ve Orman Bakanlığının Kurumsal ve Mali Yapısına Yansımaları

 

İ.Ü. ORMAN FAKÜLTESİ'NİN TÜRKİYE ORMANCILIĞININ GÜNCEL SORUNLARI
VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

1. GİRİŞ

Kuruluşu 1857 yılında açılan Orman Mektebine kadar uzanan İ.Ü. Orman Fakültesi, Türkiye'nin hem ilk, hem de en gelişmiş orman fakültesidir. Bugün 133 akademik personel ile üç bölüm ve on dokuz ana bilim dalında etkinliklerini yürütmektedir. Bu nitelik ve kapasitenin verdiği sorumluluk ile İ.Ü. Orman Fakültesi, ülke ormancılık sorunları hakkında her zaman uygulama birimlerine destek olmayı, yol göstermeyi, kendisine yapılan başvuruları en iyi şekilde yanıtlamayı ilke edinmiştir. Son 50 yılda çeşitli ormancılık konularında çok sayıda fakülte görüşü hazırlanmış ve yayımlanarak kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu rapor ile ülkemiz ormancılığı ile ilgili yaşanan ve yaşanması olası sorunlar, çözüm yolları hakkında fakültemiz görüşlerini içermektedir.

Ülkemizde nispeten düzenli sayılabilecek ormancılık faaliyetleri 1839 yılında kurulan Orman Müdürlüğü ile başlamıştır. Ancak, 1839 öncesinde de ormancılık ile doğrudan ilgili devlet kararları ve uygulamaları bulunduğu gibi, günümüz ormancılığını etkileyen genel kamu düzeni var olmuştur. Ülkemiz ormancılığını doğru anlayabilmek için bu düzenin iyi bilinmesi gerekmektedir.

Bilindiği gibi Osmanlı toprak mülkiyet sistemi kendisinden önceki Bizans ve Selçuklu dönemlerinin de etkisi altında ve Avrupa devletlerinden farklı bir şekilde oluşmuştur. Avrupa arazi ve orman mülkiyet sistemi içerisinde devlet dışında kiliselerin, feodal beylerin veya diğer aristokrat unsurların orman sahibi olmasına izin verilirken Osmanlı imparatorluğu döneminde arazinin büyük kısmı devlet mülkiyetinde toplanmış ve geri kalan bir kısım arazi ise vakıfların, köy ve kasabaların ve kişilerin mülkiyetinde bırakılmıştır. Bu sistem, orman mülkiyeti açısından da benzerlik göstermektedir. Açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, ülkemizde Avrupa ülkelerinde olduğu gibi feodal mülkiyete konu ormanların oluşmasına izin veren bir tarihi miras bulunmamaktadır.

Cumhuriyet dönemi Osmanlı'dan aldığı bu mirası kendi mevzuatına da yansıtmış ve tapu ile belgelenen özel ormanları 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı ilk Orman Yasasında yine sahiplerine bırakmıştır. Tapu ile sahiplilikleri belgelenemeyen, fakat serbestçe faydalanıldığı, hatta çevre halkın geleneksel bir düzen içerisinde ailelerin faydalanması konusunda uzlaşma sağladığı alanlar devlet ormanı olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizde bulunan 21 188 747 ha orman alanı içerisinde özel ormanların payı % 1'in (11 544 ha) altında yer almaktadır. Özel ormanların azlığının bir nedeni bu tarihsel miras iken, diğer nedeni Cumhuriyet dönemi boyunca özel orman kurmak isteyenlerin teşvik edilmesine rağmen, kişilerin bu konuya yatırım yapmak istememesidir. Bugün kamuoyunun büyük çoğunluğu özel orman kurmak isteyenlerin 1980'li yıllarla birlikte desteklenmeye başlandığını düşünse de, 3116 sayılı ilk Orman Yasasıyla özel ağaçlandırmalar çeşitli şekillerde desteklenmiş, fakat Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısı nedeniyle özel ormancılıkta beklenen gelişme sağlanamamıştır.

Odun hammaddesi üretimiyle yakın ilişkili dikili servet, artım verilerindeki iyileşmeler yanında, Türkiye ormanlarından eskiye göre daha az odun hammaddesi üretmek amacıyla faydalanmaya başlandığı, maddesel olmayan amaçlarla yönetilen ormanların arttığı, yangınlarla mücadele alanında benzer ülkelere göre mutlak bir başarının söz konusu olduğu görülmektedir. Bütün bunları ülkemizdeki kamu ormancılık kurumlarının önemli başarısı olarak algılamak gerekmektedir. Gerçekten de özel ormanların çoğunlukta olduğu ülkelerin yangınla mücadele çalışmalarında yaşadıkları sorunlar bilinmektedir. Özel orman sahiplerinin eksikliklerini gidermek üzere kamunun katlandığı yükümlülükler bu ülkelerde her geçen yıl artarken, ülkemizde bu çalışmalar daha doğrudan ve eşgüdüm içerisinde yürütülebilmektedir.

Öte yandan ülkemiz ormanları tür çeşitliliği açısından Avrupa ülkelerine göre çok zengindir. Benzer şekilde, ormanların ve ilişkili diğer ekosistemlerin yapısı, hem doğallık hem de çeşitlilik açısından Avrupa ülkelerinin çoğundan daha zengindir. Bitki ve ekosistem ile ilgili bu durum ürün çeşitliliği ve ekosistem sağlığı açısından bir üstünlük olarak kabul edilebilecekken, ormancılık etkinliklerini karmaşıklaştırması, daha yoğun bilgi gerektirmesi açılarından da güçlükler oluşturmaktadır.

Yine ormanlarımız yaban hayatı açısından da çok önemli fonksiyonlara sahiptir. Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle pek çok türün göç yolları üzerindeki önemli konaklama noktaları yurdumuzda bulunmaktadır. Memeliler açısından durum incelendiğinde, binlerce yıllık uygarlık tarihi olan Anadolu'da varlığını sürdürebilmiş pek çok yabanıl türün son sığınaklarının ormanlar olduğu görülmektedir. Bu nedenle, ülke ormanlarının doğa koruma açısından taşıdığı önem, herhangi bir Avrupa ülkesiyle karşılaştırılamayacak derece yüksektir.

Açıklanan nedenlerden dolayı, ülkemiz ormancılığının karşılaştığı sorunlar daha değişik özellikler taşımaktadır. Ülke ormancılığı için önem taşıdığı düşünülen belli başlı sorunlar ve çözüm önerileri aşağıda belirtilmektedir.

2. GÜNCEL TARTIŞMALAR

2007 yılı sonu gündemi Çevre ve Orman Bakanlığı açısından incelendiğinde, "anayasa" çalışmaları ile 60. Hükümetin kuruluşu sırasında ortaya çıkan bakanlıkların yeniden yapılandırılması haberleri büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, ülkemiz ormancılığı açısından çözülmesi büyük önem taşıyan temel sorunlara değinmeden önce bu iki konu ile ilgili Fakültemizin kurumsal yaklaşımlarının açıklanması yararlı bulunmuştur.

2.1.Anayasa Değişikliği

Gündemde olan anayasa tartışmaları içerisinde Fakültemizden resmen görev alan herhangi bir öğretim üyesi bulunmamaktadır. Bu konuda Fakültemize yapılmış bir başvuru, sorulmuş bir görüş de yoktur. Tasarı hakkındaki bilgilerimiz ancak medyada yer alan haberlerle sınırlı kalmış ve aşağıdaki görüşler bu bilgilere dayalı olarak oluşturulmuştur.

Mevcut Anayasa'nın 169. ve 170. maddeleri ormancılığımız için çok önemli maddelerdir. Yeni taslakta 169. maddenin değiştirilerek korunduğu, 170. maddenin ise tamamen kaldırıldığı yönünde haberler medyada yer almıştır.

169. maddenin orman mülkiyeti ve işletmeciliği ile ilgili hükümleri Türkiye açısından önem taşımaktadır. Özel kişilerin orman kurma istekleri her zaman desteklenmiş olmakla birlikte, devlet ormanlarının devletçe işletilmesinin, ormanların korunması ve varlığının artırılması gibi Türkiye'ye getirdiği üstünlükler bulunmaktadır. Anayasa'da yapılacak düzenlemelerde Devlet ormanlarının yine devlet mülkiyetinde kalması, özelleştirmeye neden olacak değişikliklere yer verilmemesi, geçmişte de denenen, orman varlığını tehdit eden ve ormanların yapısının bozulmasına neden olan devlet ormanlarının özel girişimcilerin işletmeciliğine bırakılması şeklindeki uygulamanın tekrarlanmaması gerekmektedir.

Anayasa'da yer alan bu hükümler ülke deneyimlerinin sonucudur. Ülke ormanları Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet kurumlarının yetersizliği, mali olanakların kıtlığı sorunları nedeniyle "özel sektör" eliyle işlettirilmek istenmiştir. O döneme ait belge ve uygulamalarda bu deneyimin yarattığı kötü sonuçlar açıkça görülmektedir. Ormanların işletilmesini üstlenen "müteahhitler" gerekli planları yapmamış, planlarda var olan ve süreklilik için gerekli silvikültürel işlemlerden kaçınmış, ormanın kârlı parçalarıyla ilgilenmiş, bakım gerektiren yerlerini dışlamış ve bütün bu olacakları önlemek üzere "sözleşmeler hazırlanmış" olmasına rağmen, orman teşkilatı mahkemelerde hak aramaktan, ormanlar ile ilgilenemez hale gelmiştir. Haksız müteahhit uygulamalarına karşı davalar kazanılmış, fakat bu kazanımlar yitirilen ormanları geri getirmemiştir.

Bu deneyimin sonucu olarak, tüm devlet ormanlarının yetkili devlet kurumları tarafından işletilmesi, böylece verimli orman alanlarından elde edilen kaynaklar ile doğası gereği kâr getiremeyecek "türü veya yaşı gereği düşük artımlı, kuruluşu bozuk, yerleşim yerlerine uzak veya maddesel olmayan üretimleri öne çıkmış" ormanların bakım ve korunması için gerekli kaynakların oluşturulması hedeflenmiştir.

Fakültemiz, ormanların özelleştirilmesine yönelik tartışmalar sırasında da yukarıdaki görüşleri açıklamıştır. Türk ormancılık politikasının önemli araçları olan devlet orman mülkiyeti ve işletmeciliği ile ilgili hükümlerin Anayasa'da yer alması gereklidir. Orman gibi canlı ve gittikçe önemi artan bir ekosistemin işletme hakkının devredilmesinin, herhangi bir iktisadi işletmeden büyük farklar taşıdığının bilinmesi gerekmektedir.

Anayasa tartışmaları sırasında dikkat çeken bir başka konu 2B uygulamalarıdır. 169. maddenin 4. fıkrasındaki hükümlere dayalı olarak yürütülen orman sınırları dışına çıkartma işlerinin geçmişi oldukça eskidir. Bu uygulamalar nedeniyledir ki ülkemizde önce orman alanını açmak, yerleşmek ve ardından bu gibi alanların yasal sahibi haline gelmek veya işgal edilmiş orman arazilerini ucuz bir bedelle satın almak ve ardından bu arazilerin tapularına sahip olarak rant elde etmek şeklinde bir alışkanlık oluşmuştur. Bu durum ise adalet ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. İ.Ü. Orman Fakültesi 2B uygulamaları ile ilgili düşüncesini I. Çevre ve Orman Şurası'nda kamuoyuna duyurmuştur. Bu açıklamadan da görüldüğü gibi, ormanların işgalini teşvik edecek düzenlemelerin Anayasa'da yer alması kurumsal olarak desteklenmez.

Medyaya yansıyan haberlerden öğrenildiği kadarıyla, yeni anayasa tasarısında orman köylüleri ve kalkınma sorunlarıyla ilgili bir madde bulunmamaktadır. Ülkemizin nüfus yapısı ve gelişmişlik düzeyi, kentsel sorunlarının yoğunluğu orman içerisinde veya çevresinde yaşayanların sorunlarıyla özel olarak ilgilenmeyi zorunlu kılmaktadır.

2.2. Bakanlığın Örgüt Yapısının Değiştirilmesi

Çevre ve Orman Bakanlığı ile diğer bazı bakanlıkların örgüt yapısında bir değişikliğe gidilerek farklı Bakanlık veya Bakanlıklar kurulması tartışılan bir diğer güncel konudur. Medyaya yansıyan bilgilere göre gündemde olan seçenekler;

  • "Çevre ve Su Yönetim Bakanlığı" kurulurken, "Orman Bakanlığı" nın tek başına değerlendirilmesi, "Tarım ve Balıkçılık Bakanlığı" oluşturulması,

  • Bağımsız bir "Su Bakanlığı" kurularak, su yönetimi konusundaki çok başlılığın ortadan kaldırılması,

  • Çevre ve Orman Bakanlığı çatısı altına su işlerinin de dahil edilmesi ve Bakanlığın adının "Çevre, Orman ve Su Bakanlığı" ya da "Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı" olarak değiştirilmesi,

  • Çevre ve Orman Bakanlığın adının, "Çevre, Şehircilik ve Su Bakanlığı" olması, ormancılıkla ilgili işlerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına aktarılarak bu bakanlığın "Orman ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı" şekline dönüştürülmesi,

  • "Sürdürülebilir Kalkınma Bakanlığı" kurularak çevre ile ilgili tüm konuların tek bir örgüt altında toplanması şeklindedir.

Bu tartışmaların odağındaki ormancılık örgütünün etkin, işlevsel ve ekonomik bir yönetim anlayışına ulaşmasını sağlayacak bir yapılanma biçimi hakkında kanaate ulaşmak için örgütün geçirdiği tarihsel süreç, hizmet ve etkinlik alanlarının incelenmesi gereklidir.

İlk kurumsal ormancılık örgütü olan Orman Müdürlüğü, iktisadi yapısı bozulan imparatorluğun gelir kaynaklarını artırmak üzere kurulmuştur. Bu nedenledir ki Orman Müdürlüğü Ticaret Nazırlığı (Bakanlığı)'na bağlanmıştır. Ancak, 1869 yılında kurulan Orman Umum Müdürlüğünün Maliye Bakanlığı örgüt yapısı içinde yer alması uygun görülmüştür. Cumhuriyet dönemini de içeren tarihi süreç incelendiğinde Orman Umum Müdürlüğünün, Nafıa (Bayındırlık), Maliye ve Ziraat Bakanlıklarına bağlı olarak çalıştığı görülmektedir.

Teknik ormancılık etkinliklerinin başladığı ilk yıllarda ormancılık, ormanlardan odun hammaddesi elde etmek için yapılan etkinlikler olarak algılanmıştır. 1950'li yılların sonuna doğru ağaçlandırmanın, milli parkların önemi anlaşılmaya başlamış ve bu çalışmalarla ilgili birimler kurulmuştur. Aynı dönemde ormancılık araştırmaları ile ilgili birimler çalışmaya başlamıştır. Orman köylüsü ile ilişkileri yönetmeden ormanları korumanın olanaksızlığı görülmüş ve Orman Genel Müdürlüğü (OGM) çatısı altında bu eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır. OGM içerisinde yer alan daire başkanlığı, şube müdürlüğü şeklindeki bu yeni birimlerin gereksinimleri Tarım Bakanlığı ve diğer bakanlıklara anlatılamamış, sektör temsil sorununa bağlı olarak kadro, bütçe, donanım sorunları yaşamıştır. Orman köylüsü, örgüt yapısı zayıflayan orman idaresinin çalışmalarını yetersiz bulmuş, kapatılan genel müdürlüklerin işlevlerini görmekle görevlendirilmiş ormancılık dışındaki kurumlarla iletişim sorunları yaşamıştır.

1937 yılından itibaren sistemli bir şekilde artan ormancılık çalışmaları bağımsız bir bakanlık yapılanmasını zorunlu kılmıştır. 07.08.1969 tarihinde ormancılık hizmetlerini bağımsız olarak ve hizmet esasına göre teşkilatlanarak yürütmek üzere "Orman Bakanlığı" kurulmuştur. Ancak, 1969 yılında kurulan Orman Bakanlığı görevini 13.02.1981 tarihine kadar sürdürmüş, daha sonra Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile birleştirilerek, Tarım ve Orman Bakanlığı adını almıştır. 1983 yılında Köy İşleri Bakanlığı da buna dâhil edilerek "Tarım, Orman ve Köy İşleri Bakanlığı" haline dönüştürülmüştür. Bu birleşmeden umulan başarı elde edilememiş, 1969 öncesi yaşanan sorunlar tekrar gündeme gelmiştir. Üstelik sadece Bakanlık yapısında değil, bakanlığa bağlı genel müdürlüklerin çalışmalarında da olumsuz sonuçlar görülmüştür. Bu olumsuzluklar ormancılık kurumları ile toplum ilişkilerini de etkilemiş; ormancılık örgütü 1991 yılında yeniden "Orman Bakanlığı" şeklinde yapılandırılmıştır.

1 Mayıs 2003 tarihine kadar ayrı iki Bakanlık halinde örgütlenen Orman ve Çevre Bakanlıkları, 4856 sayılı "Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun" ile tek Bakanlık çatısı altında birleştirilmiştir. Söz konusu birleştirmenin temel gerekçesi olarak, bakanlık sayısının gereğinden fazla olmasının ülke ekonomisine getirdiği yük ve idari sistemi hantallaştırması gösterilmiştir. Bu gerekçeye dayanarak görev alanlarının örtüştüğü savıyla Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesi uygun bulunmuştur. Bu şekilde hizmette etkinlik ve verimlilik sağlanacağı kabul edilmiştir. Ancak, Orman Bakanlığının Çevre Bakanlığı ile birleştirilmesinden sonra, Çevre ve Orman Bakanlığı yapısında, mevcut sorunlar artarak devam etmiştir. Çevre ve Orman Bakanlığının, İl Çevre ve Orman Müdürlükleri şeklindeki taşra örgütlenmesinde eşgüdüm problemleri ortaya çıkmıştır. Öte yandan, bakanlıkların birleştirilmesinden beklenen kaynak tasarrufu da sağlanamamıştır. Görüldüğü üzere, ormancılık etkinliklerini başka bir kamu hizmeti ile birleştirme yolunda yaşanan tüm çabalar başarısızlıkla sonlanmıştır.

Ormancılık etkinlikleri, öncelikle çalışma alanı gereği diğer kamu hizmetlerinden ayrılmaktadır. Ormanlarımız genellikle dağlık bölgelerde toplanmış olup, bu durum, mekân bakımından ayrı bir yönetimi zorunlu hale getirmektedir. Bu da, söz konusu alanları bir bütün olarak tek bir politika ve yönetim altında bulundurmayı gerektirir. Ormanlık alanlarda uygulanan işler kendine özgü bir yapıya sahiptir. Ormancılık, kamuoyunda bilindiği şekilde sadece odun hammaddesi üretimi sağlayan bir etkinlik değil, iklim, su, toprak, hayvan, bitki ve insan etkenleri arasında karmaşık ve karşılıklı ilişkilerin bulunduğu orman ekosistemini yönetmektir.

Ormancılık işlerinin bu konuda eğitim görmüş ve çeşitli düzeylerde mesleki formasyon almış kişiler dışındaki teknik elemanlar tarafından yürütülmesi hemen hemen olanaksızdır. Ancak bakanlık örgütlenmesi üzerinde yapılan değişiklikler eğitim ve uzmanlık konusunda duyarlılığı azaltmış, görevlendirmelerde karmaşaya neden olmuştur.

Ormanlar, enerji üretimi, sağlık, turizm, yaban hayatı ve karbon depolaması gibi konular açısından yalnızca tek bir ülkeyi değil, dünyayı ilgilendiren doğal kaynaklardır. 1969 yılında ormancılığın tek bir çatı altında örgütlenmesini gerektiren nedenler bugün de geçerlidir. Üstelik bu gerekçelere özellikle küresel iklim değişikliği, yaban hayatı, biyoçeşitlilik gibi çok daha fazla zorunluluğun eklendiği açıktır.

Tarihi gelişmelere bakıldığında, Türkiye'de 1969 ve 1991 yıllarında bağımsız bir Orman Bakanlığı kurulmasının, bir tesadüf, bir özenti, dış ülkelerdeki benzerlerine uyma adına ve özellikle bir meslek tutuculuğu sonucunda gerçekleşmediği görülmektedir. Bu olgu ormancılık alanında meydana gelen toplumsal bilgi birikiminin, gelişmelerin, bilinçlenmenin ve gereksinimlerin doğal bir sonucudur.

Orman Bakanlığının başka bakanlıklarla birleştirilmesi, ülke gerçekleri ve bilimsel verilere dayanmamaktadır. Gerekli hazırlık çalışmaları ve değerlendirmeler yapılmadan, olası sonuçları hakkında öngörüler ortaya konulmaksızın yapılan bu ve benzeri birleştirmeler, idarenin bütünlüğünü ve etkinliğini olumsuz kılan işlemlerdir. Bu nedenle, ormancılık tarihi ve ormanların işlevleri göz önünde tutularak; hizmet gerek ve nitelikleri açısından etkin, sürekli ve verimli bir yönetim anlayışının getirilebilmesi için ormancılık örgütü bağımsız bir Orman Bakanlığı haline dönüştürülmelidir. Bu bakanlığın kuruluş kanununda, geleneksel mal ve hizmet üretim işlevlerinin yanı sıra su üretimi, karbon depolama, küresel ısınma ve kuraklıkla mücadele gibi güncel sorunlardaki görev tanımları yapılmalıdır. Ayrıca, ormancılık konusunda bilgi birikiminin sağlandığı, geleneklerin oluştuğu Orman Genel Müdürlüğü, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü, Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü ve Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüklerinin varlığı korunmalı ve Orman Bakanlığına bağlı olarak çalışmalarını sürdürmeleri sağlanmalıdır.

3.ORMANCILIĞIMIZIN TEMEL SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Orman yangınları ve 2B konusu, ormancılığın kamuoyu tarafından en bilinen ve tartışılan iki konusudur. Ancak teknik ormancılığın ülkemizde uygulanmaya başlandığı dönem içerisinde varlığını hissettirmiş başka sorunlar da bulunmaktadır. Bu sorunlar öncelikle ormanların korunmasına, ormanlardan yararlanmaya, ormanların iyileştirilmesine, orman varlığının artırılmasına ve diğer alanlara ilişkindir. Bu konularla ilgili sorunlar ve çözüm önerileri aşağıda başlıklar halinde özetlenmiştir.

3.1.Ormancılık Mevzuatı

Ülkemizde ormancılık hukukunun kaynağını, başta anayasa olmak üzere, ilgili kanunlar, tüzükler, yönetmelikler ve diğer yasal düzenlemeler oluşturmakta; ormancılık uygulamaları bu usul ve esaslar doğrultusunda şekillenmektedir. Devlet orman mülkiyeti ve işletmeciliği ilkeleri temelinde orman alanlarının korunmasını hedefleyen hükümler, ilk kez 1961 Anayasası ile güvence altına alınmış ve daha sonra 1982 Anayasası'nda da aynı anlayış devam etmiştir.

Anayasa'da yer alan bu hükümlere rağmen yanlış arazi kullanım ve planlama uygulamalarının da etkisiyle, orman arazileri, kısa vadeli çıkar aracı olarak gören yaklaşımların hedefi haline gelmiş, ormanlar bir siyasi istismar aracı olarak kullanılmıştır. Nitekim Ülkemiz ormancılık tarihi benzer olumsuz örneklerle doludur. Bu nedenle, ormanlar üzerindeki mevcut anayasal güvencenin devamı, ormanların artan ve küreselleşen önemi karşısında bugün daha da önemli hale gelmiştir.

Daha önceden belirtildiği gibi Ülkemizde ormanlara yönelik iş ve işlemlerin düzenlenmesi amacıyla 3116 sayılı ilk Orman Kanunu 1937 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun ardından 1945 yılında özel ormanların devletleştirilmesini öngören 4785 sayılı kanun çıkarılmıştır. Bu değişimi 1950 yılında çıkarılan 5653 ve 5658 sayılı yasa değişiklikleri izlemiş ve devletleştirilen ormanların iadesi gerçekleşmiştir. 1956 yılında, bugün de yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu kabul edilmiş ve kanun, o tarihten bu yana tam 20 kez değişikliğe uğramıştır. Dinamik bir toplum yapısı içerisinde, mevzuat değişimleri olması kaçınılmazdır. Ancak, Orman Kanununda yapılan bu değişimlerin pek çoğunun, toplum gereksinimleri ve uluslararası gelişmeler doğrultusunda yapıldığını ve kamu yararına hizmet ettiğini söylemek güçtür. Kanunun devamlılık ve güvenilirlik ilkesini sarsan, bilimsellik ve hukukun üstünlüğü prensiplerini ön plana çıkarmayan bu değişimler, orman mevzuatına olan güveni sarsmıştır. Ayrıca, söz konusu değişiklikler aşağıda sıralanan aksamaları ve aykırılıkları da gidermemiştir.

Ormanı tanımlayan ve orman sayılan yerleri belirleyen 1. madde düzenlemesi, üzerinde sıkça değişiklik yapılan konu olmuştur. Bu madde üzerinde yapılan değişiklikler, orman rejimi ve ormancılık uygulamalarını etkilemektedir. Üstelik 1. maddede yer alan ve orman tanımı yaparken kullanılan ölçütler uluslararası bilimsel ölçütlerle uyumlu değildir. Ülkemizde, 3 hektardan küçük bir alana sahip olduğu için orman kabul edilmeyen bir yer, dünyanın pek çok ülkesinde orman kabul edilmektedir. Ayrıca, orman ağacı türlerinin "meclis kararıyla" orman ağacı sayılmaktan çıkarılması da bilimdışı bir durumdur. Ülkemizdeki orman tanımının dayandığı ölçütler yeniden ele alınmalı, 3 ha gibi yapay büyüklükler azaltılmalı, yasa ile orman ağaçlarının nitelikleri değiştirilmemelidir.

6831 sayılı Orman Kanununun yürürlüğe girişinden bu yana, maddeler arası bütünlük ve uyumu gözden geçirilmemiş; kanunun sistematiğinde köklü değişiklikler yapılmamıştır. Yasanın kullandığı, muhafaza ormanları, milli parklar ve istihsal ormanı gibi bazı terimlerin bugün anlamı ve ifade tarzı değişmiştir. Günümüzde milli parkların "miras değeri" ürettiği, muhafaza ormanlarında muhafazaya ayrılma amacına bağlı olarak "varlık, seçenek, miras değerlerinin" veya "pasif kullanım değerlerinin" üretildiği bilinmektedir. Bu nedenle, yasanın günümüz ormancılık anlayışını yansıtıp yansıtmadığının, özellikle talepleri yeni artan ve yükselen orman değerlerine ne kadar yer verebildiğinin tekrar ele alınması gereklidir.

Kanunun orman kadastrosuna ilişkin 7-12. maddelerinin yeniden düzenlenmesi de bir gerekliliktir. Ormanlarımızın korunabilmesi ve mülkiyet durumunun hukuki yönden güvenliğinin sağlanabilmesi bakımından orman kadastro çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Ancak, ülkemiz ormanlarının kadastrosu henüz tamamlanabilmiş değildir. Ayrıca orman kadastrosu ve bunun temelini oluşturan mülkiyet kavramı anlaşılamamış, vasıf ve mülkiyet konuları daima karıştırılmıştır. Bu nedenle, sözkonusu kavramlar ilgili mevzuatta netleştirilmeli, ve çalışmalar teknolojik yeniliklerle desteklenerek kadastro çalışmaları kısa sürede tamamlanmalıdır. Kadastrosu tamamlanmış yerlerde orman sınır noktalarının denetimi sürekli olarak sağlanmalıdır.

Orman Kadastro çalışmalarında elde edilen sonuçların sürekliliğini sağlamak için orman tanımlarında değişiklikler yapılmamalı, böylelikle kadastrosu tamamlanmış yerlerde tekrar çalışma ihtiyacı yaratılmamalıdır.

Nitelikleri gereği kamu mallarından olan ormanlarda her türlü bina ve tesis yapılması usulü, Orman Kanununun 17/4 maddesi ile düzenlenmiştir. Ormanlarda bu tür yapılaşmaya izin verilebilecek bina ve tesisler sayılmış; yapılaşma kamu yararı ve zaruret şartının varlığına bağlanmıştır. 2004 yılında adı geçen maddede yapılan değişiklikle ormanlarda yapılabilecek bina ve tesisler artırılmış, bu şekilde orman alanlarının ormancılık dışı uygulamalara tahsis olanakları genişletilerek olumsuz bir değişim yaşanmıştır. Bunun yanı sıra, yapılan değişiklikle önceden aranan kamu yararı ölçütünün yanına zaruret koşulu eklenmiş ve 2007 yılında turizm tesisleri için arazi tahsisi olanağı veren düzenlemeyi iptal etmiştir. Bu noktada, günümüzde giderek artan bir taleple karşı karşıya kalan orman alanlarının ormancılık dışı uygulamalara tahsisi konusunda "kamu yararı" ölçütü yerine "üstün kamu yararı ölçütünün" getirilmesi ve zaruret koşulunun idarece her işlemde aranması önerilmektedir. Söz konusu madde metnine orman içine izinsiz yapılan bina ve tesislerin mahkeme kararına gerek olmaksızın yıkılmasını sağlayacak hükümler eklenmesi düşünülebilir.

Turizmden belediyelerin gereksinim duyduğu yeni çöp alanlarına, üniversite kuruluş yerlerinden maden sahalarına kadar hemen hemen her konuda ormandan arazi talepleri bulunmaktadır. Bu taleplerin bir kısmı arazinin orman niteliğini tamamen yok etmekte ve orman azalmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde tarım, mera, ormancılık, hayvancılık, endüstri gibi çeşitli sektörlerin çalışma alanları arazi planlama tekniğine ve bilimsel yöntemlere dayanılarak kesin bir biçimde birbirinden ayrılmış ve kullanımı bir plana bağlanmış değildir. Bu sorunun giderilmesi amacıyla özel bir mevzuatın hazırlanması, yüksek düzeyde bir merkezi planlama ve eşgüdüm örgütünün kurulması gerekir. Üniversiteler ve ormancılık araştırma kurumları ise öncelikle bu konularda bilgi üreterek, süreçler geliştirerek, mevzuatı hazırlarken gereksinim duyulacak bilgiyi üretmeye başlamalıdır.

6831 sayılı Orman Kanununun özel orman alanlarında yapılaşma konusunu ele alan 52. maddesi, "özel orman alanlarında bu Kanunun ilgili maddesine göre izin almak ve yatay alanın yüzde altısını (% 6) geçmemek üzere imar planlamasına uygun inşaat yapılabilir" hükmündedir. Ancak günümüzde davalara konu olan özel ormanlarda yapılaşma ile ilgili düzenleme, alınacak iznin koşulları, imar kanunu ile olan ilişkisinin karmaşıklığı, % 6 olarak kanun koyucu tarafından saptanan ancak uygulamada çok daha yukarılara çekilen sınırın belirsizliği gibi konularda yetersiz kalmaktadır. Yaşanan boşlukların yönetmelik ve talimatlar ile doldurulmaya çalışılması ile durum içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir. Bu nedenle mevcut sorunları çözmek için öncelikle, özel ormanlarda uygulanacak yapılaşma esasları, hakkın kötüye kullanılmasını engelleyecek biçimde düzenlenmelidir. Bunun için kanunda belirlenen inşaat sınırı, yönetmeliklerle yüksek oranlara çekilmemeli, ormanın korunması ve işlevlerini sürdürebilmesi ön planda tutulmalı, bu sınırın aşılması durumunda görevde ihmali bulunan yetkililere yaptırım uygulanması sağlanmalıdır.

Kanunun orman içi özel ağaçlandırmaları düzenleyen 57. maddesi, düzenleniş amacına uygun şekilde beklenen sonucu vermemiş, aksine orman alanlarında yapılaşma baskısı yaratmıştır. Bu nedenle, uzun dönemde orman ekosisteminin bozulmasına yol açabilme olasılığı bulunan 57. madde tekrar ele alınmalı ve bu sorunları giderecek biçimde yeniden düzenlenmelidir.

Orman içinde ya da civarında bulunan köylerde yaşayan toplum kesimlerinin ormanlar üzerindeki baskısının azaltılabilmesi için, bu toplum kesiminin sosyo-ekonomik gelişme düzeyinin artırılması gerekmektedir. Çok yönlü bir nitelik taşıyan bu amaca, yalnızca ormancılık örgütünün çalışmalarıyla ulaşmak olanaklı değildir. Bu konuda, tüm devlet organlarının katkısı alınmalı, ormancılık örgütü ise orman köyleri alanında eşgüdüm görevini üstlenmelidir.

Orman suçları idarece etkin bir biçimde izlenerek, suçluların kısa zamanda cezalandırılabilmesi sağlanmalıdır. Orman lehine sonuçlanan davalar titizlikle izlenerek, yaptırımlar derhal yerine getirilmelidir. Hukuki ve fiili durumları farklı alanların oluşmasına izin verilmemeli, yeni 2B arazileri yaratılmamalıdır. Orman davaları teknik yönü bulunan davalardır. Bu davalarda yargının kararının oluşmasında bilirkişilik kurumunun etkisi ve rolü önemlidir. Ancak, bilirkişilik kurumunun çalışma şeklinden kaynaklanan sorunlar bulunmakta ve acilen ıslah edilmesi gerekmektedir.

Tüm bunların dışında, çok sayıda yasal düzenleme, orman alanlarına yönelik hüküm içermekte ve doğrudan veya dolaylı olarak ormanları etkilemektedir. Bunlar arasında, yaban hayatının başlıca yaşama ortamlarından olan orman alanlarını doğrudan ilgilendiren 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu; çoğu orman sınırları içinde veya bitişiğinde bulunan meralara yönelik hazırlanan 4234 sayılı Mera Kanunu, orman alanlarının turizme açılmasına olanak tanıyan ve yakın zamanda iptal edilen 8. maddesi ile doğrudan Orman Kanunu ile bağlantılı olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, orman alanları, korunan alanlar, kıyılar, su havzaları başta olmak üzere tüm diğer doğal kaynakları madencilik çalışmalarına açan ve ilgili idareleri devre dışı bırakan 3213 sayılı Maden Kanunu sayılabilir. Bunların yanı sıra, Kadastro Kanunu, Tapu Kanunu, Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Boğaziçi Kanunu, İmar Kanunu gibi pek çok kanun orman varlığına yönelik hüküm içermektedir. Aralarında eşgüdüm bulunmayan, kimi zaman birbiriyle çelişen, örtüşen hükümler içeren tüm yasal düzenlemelerde, özel kanun olarak eksiklikleri giderilmiş ve güncelleştirilmiş Orman Kanununun ön planda tutulmasına dikkat edilmeli; diğer yasal düzenlemelerde onun getirmiş olduğu ilkeler doğrultusunda ve bu ilkelerle ters düşmeyecek hükümler yer almalıdır. Aksi halde bugün olduğu gibi, mevcut Orman Kanunu çıkarılan her yeni kanunla değiştirilen, görev yetki ve tanımları farklılaşan ve orman tahribine karşı koyamayan bir yasal düzenleme olmaktan öteye gidemeyecektir.

3.2.Örgüt Yapısının İstikrarı

Ülkemizde ormancılık örgütü ilk defa 1969 yılında Bakanlık düzeyinde örgütlenmiş; buna karşılık, 1981-2003 dönemindeki süreçten sonra Çevre ve Orman Bakanlığı şekline dönüşmüştür. Bu yapılanmanın verimli sonuçlar doğurmadığı açıkça gözlenmektedir. Gerek çevre ve ormancılık hizmetlerinin niteliksel farklılıkları ve gerekse taşra örgütlenmesinde ortaya çıkan sorunlar, özellikle ağaçlandırma, korunan alan yönetimi ve orman-köy ilişkileri konusunda istenilen etkinlik düzeyinin sağlanamamasına yol açmaktadır. Bu nedenle, ormancılık örgütlenmesinin daha önce olduğu gibi bağımsız bir bakanlık olarak şekillenmesi daha yararlı sonuçlar doğuracaktır.

Bakanlık içerisinde genel müdürlüklerin yapılarında meydana gelen değişimlerin etkileri de dikkat çekicidir. Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü, Orman Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü bu açıdan incelenmesi gereken genel müdürlüklerdir. Bu iki kurum zaman zaman bağımsız genel müdürlük olarak çalışmış, fakat zaman zaman da Orman Genel Müdürlüğü'nün bir daire başkanlığı haline getirilmiştir. Bakanlık içerisindeki her iki örgütlenme yapısı da, toplumda, meslek kamuoyunda ve bilim çevrelerinde gereken desteği bulamamıştır. Bu durum söz konusu alanlarda yetişen insan kaynağının yok olmasına ve kurumsal motivasyon kaybına neden olmuştur. Bu nedenle bakanlıklar arası ilişkiler kadar bakanlık içi kurumsal yapının istikrarı da önem taşımaktadır. Genel müdürlükler arasındaki yetki çakışması, yetkilendirilmemiş ormancılık etkinlikleri ve eşgüdüm sorunları çözülmeli, fakat kurumların varlığı tartışma konusu yapılmamalıdır.

Örgüt yapısının istikrarı kadar dikkat edilmesi gereken bir başka konu personel sürekliliğidir. Ormancılığın içerdiği farklı çalışma alanları ve genel müdürlüklerin günümüzde geldiği nokta daha fazla uzmanlığı gerektirmektedir. Ayrıca, ormancılığın yapısı gereği ilgilendiği uzun süreli çalışmalar, sık sık görev yeri değişen personel yapısından olumsuz etkilenmektedir. Bu nedenle, yapılan görevlendirmelerde gerek ormancılık çalışmaları gerek bölgesel özellikler üzerinde oluşan uzmanlaşmaya dikkate edilmelidir. Bunun yanında işlendirilen personelin bölgeler arası dağılımı, yıllar itibarıyla personel alımı konularında düzensizlikler bulunmakta ve bakanlık çalışmalarını olumsuz etkilemektedir. Bakanlığın bu konuda ülke gereksinimlerine yanıt veren yerleşik bir politika oluşturması gerekmektedir.

3.3.Orman Yangınları

Ormancılığımızın en büyük sorunlarından biri olan orman yangınları, ülkemizin içinde bulunduğu iklim kuşağı, ormanların tür dağılımı ve orman toplum ilişkileri dikkate alındığında gelecekte de büyük sorun olmaya devam edecektir.

Orman yangınlarının çıkış sıklığı ve çıkış nedenleri zaman içerisinde farklılıklar göstermektedir. Kırsal yaşam kaynaklı orman yangınlarının sayısı azalırken, kentsel yaşam kaynaklı yangınların sayısı artmaktadır. Ülkemizde yılda ortalama 10 000 ha orman alanı yangınlarla zarar görmektedir.

Orman yangınları konusunda görülen bir başka değişim toplumsal duyarlılıktır. Özellikle kentsel nüfus içerisinde orman yangınlarına karşı duyarlılık gösterenlerin payı artmakta, medyanın bu konuya gösterdiği ilgi yükselmektedir. Türk ormancılık kurumlarının aynı iklim kuşağındaki Akdeniz ülkeleriyle karşılaştırıldığında yangınlarla mücadele başarısının daha yüksek olduğu görülmektedir. Ülkemizdeki ormanların tamamına yakınının devlet ormanı olması yanında, ormancılık kurumlarının ülkedeki yayılış ve kapasiteleri de bu konuda etkili olmaktadır.

Bununla birlikte, yangınlarla ilgili sorunlar da bulunmaktadır. Kamuoyunun artan duyarlılığı ilk bakışta olumlu bir gelişme olarak değerlendirilecekken, popüler yaklaşımlarla tekniğe uygun olmayan ormancılık çalışmalarının medyada veya sivil toplum örgütlerince savunulduğu görülmektedir. Büyüklüğü ve önemi dikkate alınmaksızın görülen her ateş için bir uçağın uçması beklenmekte, uçmaz ise yeterli söndürme gayretinin gösterilmediği sanılmaktadır. Yanan her yerin, başka gençleştirme olanağı yokmuş gibi, ön inceleme ve proje çalışmaları yapılmaksızın hemen ağaçlandırılması istenmektedir. Yangın davranış araştırmalarında yaşanan talihsiz olaylar ise konunun bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Bu nedenle, yangın mevsimi başlamadan, ormancılık kurumlarının programlı halkla ilişkiler çalışmaları hazırlaması gerekmektedir. Hazırlanan programların yangınla mücadele, yangın sonrası restorasyon çalışmaları konularındaki temel bilgilerin özellikle medya mensuplarına ve sivil toplum örgütü üyelerine ulaştırılması hedeflenmelidir. Yangınlar sırasında ve sonrasında yangını, yöreyi ve yapılan çalışmaları bilen Orman Bölge Müdürlerinin, Orman İşletme Müdürlerinin veya yetkilendirdikleri sözcülerin, iyi hazırlanmış, sunum kalitesi yüksek bir şekilde toplumu bilgilendirmesi sağlanmalı, bu konu medyatik olmak isteyen diğer kamu yöneticilerine bırakılmamalıdır.

Yangınlarla mücadele çalışmaları içerisinde, yangın çıktıktan sonra yapılan çalışmaların ağırlığı görülmektedir. Bu nedenle yangınla mücadele için yapılan harcamalar büyük kaynaklar gerektirmektedir. Yangın yönetimi alanında verilen eğitimlerin yeterliliği konusunda ciddi kaygılar bulunmakta, yangın davranışı ile ilgili bilgi eksiklikleri ciddi düzeyde hissedilmektedir. Bu nedenle, bir ormancılık araştırma kurumunun bu konuda uzmanlaşması, yangın davranışlarını modelleyen araştırma projelerinin artırılması, işçiden yangın amirine kadar değişik düzey ve görevlerde yangın çalışmalarında gerekli insan kaynağını eğitecek bir merkezin kurulması, meteorolojik gözlemlerin yangın ile mücadeleye veri sağlayacak hale getirilmesi önerilmektedir.

3.4.Orman Kaynaklarının Yönetimi ve Ormancılıkta Planlama

Günümüzde, yalnızca ormancılık değil, tüm kamu yönetimi etkinlikleri için uyulması gereken önemli ilkeler, katılımcılık ve şeffaflıktır. Bütün ormancılık etkinliklerinde ve bütün yönetim aşamalarında (planlama, uygulama, denetleme) başta akademik kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere tüm ilgi gruplarının sürece katılımını sağlamak ve yapılan çalışmalar hakkında sağlıklı ve kesintisiz bilgi akışını gerçekleştirmek, olmazsa olmaz koşullardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Katılımcılık ve şeffaflık yalnızca makro düzeyde düşünülmemeli, bu gereksinmeyi karşılamak üzere bölgesel ve yerel düzeyde yöntemler oluşturulmalıdır. Bakanlığın son yıllardaki uygulamaları bu anlayışa önem verildiğini göstermekte ve desteklenmektedir. Ancak, veri toplama ve eğilim belirleme toplantılarının karar toplantısı gibi algılanarak ilgi gruplarının yanlış beklentilere girmeleri, katılım toplantılarının bilimsel ve teknik kararların yerini alması vb. uygulama sorunları yaşanmaktadır. Bu nedenle, bakanlık birimlerinin katılım yönetimi konusunda eğitim eksikliklerinin giderilmesi gereklidir.

Ormancılık, konusu olan varlığın niteliği gereği planlı yönetilmesi gereken bir sektördür. Bu kapsamda sektör; Ormancılık Ana Planı, Ormancılık Araştırma Master Planı gibi makro nitelikli planlar yanında Orman Amenajman Planları, Ağaçlandırma Projeleri, Araştırma Projeleri gibi mikro plan ve projeler de üretmiştir. Kalkınma planları, hükümet programları ve diğer sektörlere yönelik planların da etkisi ormancılık çalışmalarına etkisi bulunmaktadır.

Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 2004-2023 yıllarını kapsayan Ulusal Ormancılık Programının hazırlanmış olması önemli bir boşluğu doldurmuştur. Bu programda, temel politikalar, stratejiler ve eylem planları açıklığa kavuşturulmaktadır. Ancak, makro nitelikli bu program ile hem bölgesel ve yerel bağlantıların, hem diğer plan ve projelerin ilişkilendirilerek program hedeflerinin hayata geçirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu nedenle, bir an önce ormancılıkta bütünleşik planlama anlayışına geçilmelidir. Bugüne kadar hazırlanan plan ve programların uygulamaya aktarılmasında sorunlar yaşanmıştır. Bundan böyle yapılacak her türlü ormancılık eyleminin, ulusal ormancılık programı ile uyumunu sağlamak kurumsal bir hedef olmalıdır. Benzer şekilde Araştırma Master Planı ile seçilen araştırma projelerinin uyumu sürekli incelenmelidir.

Uzun vadeli bir etkinlik olan ormancılıkta planlama, sektörün en önemli çalışma halkalarından biridir. Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde, amenajman planlarının yıllardır uygulanıyor olması ve son zamanlarda işlevsel (fonksiyonel) planlama anlayışına geçiş çalışmaları yapılmasına karşın, planlama anlayışının yeterli olduğunu söylemek güçtür. Bu konudaki en önemli eksiklik, işletme planlaması anlayışının hayata geçirilmemiş olmasıdır. Hazırlanan planlar ile bu planlara göre yürütülen işletmecilik çalışmalarının etkileşimi, planlama sırasında yeterince dikkate alınmamaktadır. Bu eleştirilere yanıt olarak öne çıkarılan ve yaygınlaştırılmaya çalışılan işlevsel (fonksiyonel) planlama sürecinin klasik orman amenajman planlarının hangi sorunlarına yanıt verebildiği gözden geçirilmeli, bu kapsamda yapılmakta olan yönetmelik değişikliği tekrar ele alınmalıdır.

Diğer yandan, başlatılan stratejik planlama çalışmalarına önem verilmeli, pek çok kamu kurumunda yapıldığı gibi, stratejik planların 5018 sayılı yasa zoru ile hazırlanan belgeler haline gelmesi engellenmelidir. Stratejik planlama çalışmaları bakanlığı oluşturan birimlerin kendilerini gözden geçirme, içinde bulundukları ortamı daha iyi anlama ve bunlara dayalı temel stratejilerini belirleme fırsatı olarak görülmesi gereklidir.

Bunun dışında, Orman Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY) çalışmalarına bir bütün olarak bakıldığında ciddi bir durağanlık gözlenmektedir. Buna karşılık ORKÖY'ün kırsal kalkınma planı çalışmalarında yeniden bir canlanma gözlenmekte ve desteklenmektedir. ORKÖY'ün desteklediği projelerin projelendirme yaklaşımının proje yönetimi anlayışına uyarlanması gerekmektedir. Ayrıca, bu projelerin içerdiği ekonomik analizlerin iyileştirilmesine gereksinim vardır.

Yönetim planı hazırlanmadan, bir alana "korunan alan" statüsü verilmemelidir. Planı hazırlayacak ekipte bilimsel yeterlilik ve uygulama deneyimi koşullarından ödün verilmemeli, ilgili kesimlerin katılımı sağlanmalıdır. Son zamanlarda özellikle yaşama ortamları bozulan yaban hayvanları ile yerel halkın daha fazla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Planlama çalışmalarında ekosistemin bir parçası olan insan faktörü mutlaka dikkate alınmalı, yakın çevrede yaşayan insanların sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklerinin saptanmasına ve gereksinimlerinin olanaklar ölçüsünde karşılanmasına yönelik araştırmalar, planlama çalışmalarına dâhil edilmelidir. Korunan alan ile ilişkili yaban hayatının yöre insanıyla menfaat çatışması oluşmaması için korunan alan içerisinde ve dışında bitkilendirme, su olanaklarını geliştirme vb. habitat iyileştirilmeleri yapılmalı, halka verilen zarar ile ilgili tazminat ödeme düzeni kurulmalıdır.

3.5.Orman Ürünleri Üretimi ve Ticareti

Orman ürünlerinden odun hammaddesi üretimi, sektör için önemini korumaktadır. Her ne kadar ülkemizde odun hammaddesi üretimi amacıyla işletilen orman alanları azalmış olsa da, sürdürülebilirlik ilkesine göre işletilen ormanlardan elde edilecek odun hammaddesinin "çevreci, yeşil" bir hammadde olarak kabul edildiği ve rakip mallara üstünlükler sağladığı görülmektedir. Bu nedenle Orman Genel Müdürlüğünün (OGM), diğer işlevlerin önemi arttığı için odun hammaddesi üretimine önem vermemek gibi bir stratejik hataya düşmemesi gerekmektedir.

Odun hammaddesi üretiminden elde edilen gelirler, diğer orman ürünlerinin henüz gelir getirici bir düzeye ulaşmadığı dikkate alındığında Bakanlık için önemini korumaktadır. Ancak, özellikle bu alanda dış rakiplere göre üretim maliyetlerinin fazla olduğu görülmektedir. Bu nedenle, üretim planlamasının (amenajman, transport, hasat, vb. alanlarında) sektöre kazandıracağı maliyet iyileştirmeleri yanında, odun üretiminde verimlilik artırıcı eğitim programlarına şiddetle gereksinim bulunmaktadır. Ayrıca, ürün standardizasyonu problemleri bulunmakta ve orman işletmeleri bu alandaki problemlerini tek başlarına çözememektedir. Üretim işçileri kadar ölçü kesim memurlarının eksiklikleri (sayı, eğitim, donanım) en kısa sürede giderilmelidir.

Orman Genel Müdürlüğü özellikle odun hammaddesi üretim işlerinde yasa gereği çevre köylülere öncelikle iş vermekte ve çalışanları "vahidi fiyat" denilen bir düzene göre ücretlendirmektedir. Bu düzene göre çalışan köylü tıpkı bir müteahhit veya işveren haline gelmekte, iş ile ilgili sosyal güvenceler kendi sorumluluğuna bırakılmaktadır. Bu şekilde yıllarca OGM'ye iş yapmış fakat gelir ve bilinç eksikliği nedeniyle bir gün bile sigortalı olmamış, olamamış çok sayıda orman köylüsü bulunmaktadır. Söz konusu orman köylülerinin, çalıştıkları dönem içerisinde bir sosyal güvence kapsamına girmeleri konusunda bakanlığın öncülüğüne gereksinim vardır. Bakanlık sosyal sorumluluk gereği bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Ayrıca, bakanlığın her türlü arazi işlerinde iş güvenliği ile ilgili büyük eksiklikleri bulunmakta ve acilen iyileştirilmesi gerekmektedir.

Orman ürünleri ithalatı gittikçe artmaktadır. Bu artış, iç üretimin stokta kalmasına neden olmadığı sürece sorun olarak görülmeyebilir. Ancak zaman zaman OGM'nin üretiminin satılamamasına neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle ilgili genel müdürlüğün bu alandaki çalışmalarını iyileştirmesi gereklidir.

Küresel ticareti konu olan bazı orman ürünlerinin karantina uygulamalarında sorunlar yaşanmaktadır. Bu alanda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Karantina Dairesi ile yetki karmaşası yaşanmakta, yetkililer denetim için gerekli işlemleri etkin bir şekilde yürütememektedir. Bu nedenle, ithal edilen ürünlerle birlikte zararlı mantar ve böcekler ülkemize taşınabilmekte ve orman ürünlerinin kullanıldığı alanda hammadde kayıplarına neden olunmaktadır.

Benzer şekilde ticareti yapılan tehdit altındaki türler ile ilgili sözleşmenin (The Convention on International Trade in Endangered Species, CITES) uygulanmasında da sorunlar bulunmaktadır. İzinli veya izinsiz ithal edilen hayvanlardan bazıları ülkemizde serbestçe dolaşmaya ve yerli türler için tehdit olmaya başlamıştır. Bu sözleşmenin gereklerini yerine getirebilmek üzere Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün acilen desteklenmesi gerekmektedir.

3.6.Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü

Orman varlığını artırmanın, artan orman ürünü gereksinmelerini karşılamanın, kuraklık ve küresel iklim değişikliği ile mücadelenin, su kaynaklarını ve toprağı korumanın en etkili yolu bitkilendirme, özellikle ağaçlandırmalardır. Ülkemizde orman ağaçlandırmasına uygun önemli bir potansiyelin bulunduğu bilinmektedir. Ancak, ağaçlandırma hedeflerine ulaşıldığını söylemek olanaklı değildir. Bu konudaki önemli engellerin başında; yeterli parasal kaynağın bu amaca tahsis edilememesi ve sosyal baskının olmadığı arazilerin bulunamaması gelmektedir. Gerek ulusal gerekse küresel açıdan geleceğe dönük sayısız olumlu etkiler yaratacak olan ağaçlandırma hedeflerine ulaşabilmek için yeterli parasal kaynağın, Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanunu'nda getirilen finansal olanakları kullanarak, yeni alternatif finans olanaklarını yaratarak ve genel bütçe olanaklarını daha fazla tahsis ederek sağlanması gereklidir. Ayrıca, ağaçlandırma için gerekli araziyi tedarik edecek birimler oluşturulmalı, yetkilendirilmeli ve donatılmalıdır.

1986 yılından beri ivme kazanmış olan özel ağaçlandırma çalışmalarında da arzulanan düzeye ulaşılmadığı görülmektedir. Özellikle terk edilen tarım arazilerinin özel ağaçlandırmalar açısından önemli bir potansiyel oluşturduğu konusunda dikkatler yoğunlaştırılmalı ve bu tür alanlarda özel ağaçlandırmaların yaygınlaştırılması için çaba gösterilmelidir. Özel ağaçlandırmalar ile özel ormanlar arasındaki hukuki ayrım netleştirilmeli, bu alandaki karmaşalar ortadan kaldırılmalıdır. Özel ağaçlandırmalarda kullanılan ve orman ağacı olmayan türlerle yapılan ağaçlandırmaların yarattığı sorunlar özümlenmelidir. Diğer yandan, özel ağaçlandırmalar için tahsis edilen kaynakların fayda-maliyet analizi yapılmalı ve çıkan sonuçlara göre, gerekirse bu kaynaklar Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünün ağaçlandırmalarına kaydırılmalıdır.

Ayrıca, ağaçlandırma çalışmalarının başarıya ulaşmasını destekleyen en önemli öğelerden biri de tohum ıslahı ve fidanlık çalışmalarıdır. Bu konuda yaşanan sorunları aşmak için gerekli önlemler hızla alınmalıdır. Geçmişte büyük bir başarı ile yürütülen ağaçlandırmalar için gerekli nitelikte fidan yetiştirme çalışmaları yeniden hayata geçirilmelidir.

Yine ağaçlandırma çalışmalarında tür seçimine özen gösterilmeli ve özellikle baraj havzalarında ve orman yangınlarının yoğun olduğu bölgelerde yapraklı ağaç türlerine ağırlık verilmelidir.

Ağaçlandırma çalışmalarının arazi seçimi, önceliklendirilmesi, çok amaçlı karar verme dahil pek çok alanında planlama ve projelendirme sorunu bulunmaktadır. Bu nedenle yöneylem araştırması tekniklerinden yararlanılmalıdır. Ağaçlandırma ve mera ıslahı, yeşil kuşak gibi diğer ilgili işlerin yürütülmesi hakkındaki tamim ve tebliğler "proje yönetimi" mantığına göre yeniden düzenlenmeli, amaca bağlı bir izleme, değerlendirme düzeni kurulmalıdır.

3.7.Ormancılık Eğitim-Öğretim Çalışmaları

Ormancılık örgütünün tüm birim ve kademelerinde ciddi bir ormancı teknik personel sorununun yaşandığı bilinmektedir. Büyük ölçüde arazi ağırlıklı çalışmalara dayanan ormancılık etkinliklerinin yaşanan bu personel sorunuyla başarıya ulaşması olanaksızdır. Bu nedenle, ormancılıkta personel politikasının yenilenmesi gerekmektedir.

Ormanların yönetiminde gerekli yüksek öğretim görmüş insan kaynağının nitelikli bir şekilde karşılanması, ormanların sürekliliğinde kritik önemde bir konudur. Son yıllarda açılan orman fakülteleri ve ormancılık meslek yüksek okullarının bu bakış açısıyla oluşturulmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle sadece ormancılık eğitim-öğretim kurumlarının değil, ormancılık uygulayıcılarının da konu ile ilgilenmesi, Yükseköğretim Kurumu nezdinde ve ilgili yasa gereği girişimlerde bulunması, bu alanda öğrenim görecek öğrencilere yönelik programları uygulaması gereklidir.

Yüksek Öğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin stajlar ile teknik ve bilimsel gezilerde edindikleri deneyim sadece yüksek öğretim kurumları için önemli değildir. Bu etkinlikler sırasında elde edilen deneyim, doğrudan Çevre ve Orman Bakanlığının insan kaynağının bilgi ve becerisine yansımaktadır. Ancak, özellikle staja gönderilen öğrencilerin uygulayıcı birimlerde gördüğü ilgi konusunda beklenen düzeye erişilememiş, bu konuda standart bir tutum oluşturulamamıştır. Benzer durum teknik ve bilimsel geziler için de geçerlidir. Bakanlığın staj ile teknik ve bilimsel geziler konusunda eğitim öğretim kurumlarını destekleyen politikalarını tüm kuruma yansıtması gereklidir.

Çevre ve Orman Bakanlığının hizmet içi eğitim programları Fakültemizin de önemsediği konular arasındadır. Bu programların hazırlanması ve uygulanmasında Orman Fakülteleriyle işbirliğine gidilmelidir.

3.8. Ormancılıkta Araştırma ve Geliştirme

Orman kaynaklarının yönetimi alanında gelinen noktada, daha fazla bilimsel araştırma ve sonuçlarına gereksinim duyulmaktadır. Bu nedenle Ormancılık Araştırmaları alanındaki sorunlar ve çözümleri konusunda da politikalara sahip olunması gereklidir.

Ormancılık Araştırma Master Planı (2007-2012) dikkate alınarak araştırma projeleri seçilmeli, uygulamanın plan çerçevesinde gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

Ormancılık Araştırma Müdürlüklerinde çalışan araştırmacı elemanlar ile ilgili politikalar oluşturulmalıdır. Araştırmacı niteliklerini, yüksek lisans ve doktora çalışmalarıyla pekiştirmemiş, uygulanan araştırma projelerinde görev almamış kişilerin araştırma kadrolarını doldurması önlenmelidir. Ormancılık araştırma kurumlarında farklı disiplinlerin işlendirilmesine ilke olarak karşı olunmamakla birlikte, bunların ormancılık alanındaki uzmanlığı dikkate alınmalı ve orman mühendislerini azınlık haline götüren uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Araştırmacı yetiştirme ve araştırma yapma konularında üniversitelerle işbirliği yapılmalıdır. Araştırmacıların belirli dönemlerde üniversitelerde resmi görevli olarak çalışmasına imkân tanınmalı, üniversite araştırmacılarının liderliğinde hazırlanmış araştırma projelerinin de Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından desteklenmesi sağlanmalıdır. Bu kapsamda ARGE Daire Başkanlığı'nın kurum dışı proje kabul eden ve destekleyen bir yapıya kavuşturulması gereklidir.

Araştırma Müdürlüklerinin bölgesel misyonları netleştirilmelidir. Misyonları belirlerken bölgesel sorunlar ve özellikler yanında talebi artan ormancılık işlevleri (odun dışı orman ürünleri, su üretimi, karbon depolama, iklim düzenleme vb.) mutlaka dikkate alınmalıdır.

Çevre ve Orman Bakanlığı ARGE Daire Başkanlığının çalışmaları incelendiğinde Araştırma ağırlıklı bir etkinlik yapısının bulunduğu, "Geliştirme" çalışmalarının azlığı dikkat çekmektedir. Araştırma projeleri ile ilgili mevzuat incelendiğinde, düzenin araştırma projeleri dikkate alınarak hazırlandığı "süreç geliştirme" projelerine yönelik teklif veya çalışmaların dışlandığı anlaşılmaktadır. Üretilen bilimsel bilgilerin, mevzuata, ormancılık pratiğine aktarılması için gerekli uygulama süreçlerini geliştirmek üzere, araştırma müdürlüğü ve uygulayıcı birim ortaklığında süreç geliştirme, tanımlama projelerinin hazırlanması için gerekli politik kararların biran önce alınması gereklidir.

Ormancılık alanında tamamlanan ve devam eden dış kaynaklı projeler konusunda çok başarılı veya çok başarısız şeklinde uç değerlendirmeler yapıldığı bilinmektedir. Ülkenin gereksinimleri, özellikleri dikkate alınmadan, dışarıdaki bir irtibat noktasının yönlendirmesiyle proje hazırlandığı, yurt dışı olanaklar çıksın diye projeler yapıldığı söylentileri sorun yaratmaktadır. Bu nedenle, Çevre ve Orman Bakanlığının yeni alınacak dış kaynaklı projeleri ile Ulusal Ormancılık Programı'nın, TÜBİTAK Kamu Çevre ve Ormancılık Araştırma Programı'nın ve Ormancılık Araştırma Master Plan'ın mutlak ilişkisi kurulmalı, bu alandaki çalışmalar bir disiplin altına alınmalıdır. Dış kaynaklı projelerin hazırlanması ve uygulanması sırasında üniversitelerle işbirliğine gidilmelidir. Bu projelerde çalışacak kadroların seçim ve atanmasında "mesleki bilgi ve deneyim" ön plana alınmalı, görevlendirmelerde süreklilik sağlanmalıdır.

 

4.YENİ ORTAYA ÇIKAN VEYA ÖNEMİ GİTTİKÇE DAHA FAZLA HİSSEDİLMEYE BAŞLANAN ORMANCILIK SORUNLARI

Ulusal ormancılık politikamızın temel amacı ise orman kaynaklarını verimli ve etkin bir şekilde yöneterek, toplumun orman kaynaklarından beklediği ürün ve hizmetleri optimum düzeyde ve sürekli olarak karşılamaktır. Bu açıdan günümüzde gittikçe önem kazanan ve üzerinde durulması gereken konular aşağıda özet olarak verilmiştir.

4.1.Sürdürülebilirlik İlkesinin Yaygınlaşması ve Orman Yönetimine Yansımaları

Süreklilik, ülkemiz ormancılığının dayandığı temel ilkedir. Günümüzde gelinen nokta, bu ilkenin uygulamaya aktarıldığını kanıtlayabilen ölçüt ve göstergelere göre ormancılık uygulamalarının izlenmesidir.

Dünya'da sertifikalandırılmış ormanlardan elde edilen orman ürünleri giderek daha fazla talep edilmekte, aynı zamanda bu ormanlar toplumsal taleplerin orman kaynağının uzun dönemde korunmasına zarar vermeden karşılandığı iyi yönetilen ormanlar olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda, sürdürülebilir orman yönetimi ölçüt ve göstergelerinin sağlanmasına yönelik çalışmalarla uyum içinde, ormanların sertifikalandırılması için bir sistem oluşturulmalıdır. Orman Genel Müdürlüğünün bu alanda yaptığı çalışmalar kadar, sürdürülebilir orman yönetimi ölçüt ve göstergelerinin nasıl, hangi bağımsız kurumlar tarafından saptanacağı, bunların gerektirdiği yetkilendirme ve maliyetlerin nasıl aşılacağı konularında somut adımların Çevre ve Orman Bakanlığı, Üniversiteler, Orman Mühendisleri Odası ve ormancılıkla ilgili sivil toplum örgütleri tarafından atılması gereklidir. Bu konuda Çevre ve Orman Bakanlığının öncülüğüne gereksinim vardır. Aksi takdirde, Orman Genel Müdürlüğünün pazar sorunlarına ek olarak, Türkiye Orman Endüstrisinin de ciddi bir pazar ve rekabet sıkıntısı yaşayacağı açıktır.

4.2.Çok Yönlü Faydalanma İlkesine Yönelik Uygulamalar

Sürdürülebilirlik ilkesi gibi çok yönlü faydalanma ilkesi de ülkemiz ormancılık uygulamalarını yönlendiren temel ilkelerdendir. Bu ilkeden ormancılık ile ilgili mevzuatımızda, plan ve programlarımızda sıklıkla söz edilmekte, fakat ilkeyi hayata aktaracak başarılı uygulama örnekleri yeterince verilememektedir.

Sözü edilen ilkenin hayata geçirilmesini engelleyen en büyük sorun, odun hammaddesi üretimi dışında kalan ormancılık işlevleriyle ilgili bilgi eksiklikleridir. Bir ormanı hangi işlev veya işlevlere tahsis etmek gerektiğini veya belirli bir işlevi en iyi karşılayacak ormancılık uygulamalarını belirlemeyi amaçlayan kararlar, bu alanda üretilmiş bilimsel bilgilere dayandığı sürece başarılı olabilecektir. Bu nedenle Bakanlığın Araştırma Master Planları ve öncelikleri incelendiğinde, çok yönlü faydalanma ve planlama konularına daha fazla yer verildiği görülmekte ve bu anlayış desteklenmektedir. Ancak, ormancılık araştırma müdürlüklerinin yapılandırılmasında da ormancılık işlevleri dikkate alınarak bir uzmanlaşmaya gidilmesi düşünülebilir.

Öte yandan ormancılıkta planlama başlığı altında kısaca değinildiği gibi, ülke ormanlarının son yıllarda fonksiyonel (işlevsel) planlama yaklaşımıyla planlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Halen tartışılan yeni Orman Amenajman Yönetmeliği Taslağı'nın hazırlanma gerekçesini de bu yaklaşım oluşturmaktadır. Hazırlanan taslak incelendiğinde, iki maddede "ekosistem tabanlı fonksiyonel planlama" yaklaşımından söz edildiği görülmektedir. Ancak, ekosistem tabanlı fonksiyonel planlama yaklaşımının ne olduğu konusunda bilim dünyası içerisinde dahi bir uzlaşma bulunmamaktadır. Bu nedenle, yapılan çalışmaların biran önce belirsizliklerden arındırılması gereklidir.

4.3.Ormancılıktan Beklenen Mal ve Hizmetlerin Çeşitlenerek Artması

Uluslararası girişimlerde yoğun şekilde vurgulandığı gibi, ormanların odun üretimi dışındaki işlevleri giderek önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, ormanlardan yararlanmada, odun dışı orman ürünleri üretimi, sosyo-ekonomik ve kültürel işlevler (ekoturizm ve rekreasyon, kırsal kalkınmaya destek, geleneksel yaşam biçimleri ve kültürel değerleri koruma, işlendirme v.b.) ve çevresel-ekolojik işlevlere (biyolojik çeşitliliği koruma, doğal-kültürel kaynakları koruma, su-toprak koruma, karbon depolama v.b.) daha fazla ağırlık verilmelidir. İşlevlerin belirlenmesinde orman kaynağının niteliklerinin yanında, ilgi gruplarının talep ve beklentileri katılımcı bir anlayışla dikkate alınmalıdır. Söz konusu talepleri ortaya çıkarmak, farklı kesimlerin sorun ve önceliklerini belirlemek üzere ormancılık örgütü, akademisyenler, araştırma kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin ortaklaşa yürüteceği sosyal araştırmalar desteklenmelidir. Siyasi kararların bilimsel temellere dayandırılması konusunda duyarlı davranılmalıdır.

Ormancılık mal ve hizmetlerine yönelik taleplerdeki değişim ile ormanların çeşitli işlevlerinin üretimine yönelik anlayış farklılıklarından kaynaklanan bir başka güncel sorun da "baltalıkların koruya tahvili" çalışmalarıdır. Son yıllarda geniş ölçeklerde baltalıkların koruya tahvili çalışmaları yürütülmektedir. Ancak, bu çalışmaların ormancılık örgütünün ekonomik yapısı kadar çevre halkın sosyal ve ekonomik yapısına da etkisi bulunmaktadır. Ayrıca, baltalıkların farklı orman işlevlerine etkisi konusunda bilimsel tartışmalar sürmektedir. Üstelik baltalıkların koruya dönüştürülmesinin önemi, her bölge ve yöre için aynı değildir. Koruya dönüştürmek için değişik ormancılık yöntemleri bulunmakta ve her yöntemin sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçları farklılık göstermektedir. Bu nedenle, büyük alanları kapsayan, tüm ülke için tek tip ve kısa süreli dönüşüm projelerinden kaçınılması gerekmektedir.

4.4. Küresel İklim Değişimi, Su Sorunu ve Ormanlar

20. yüzyılda nüfus artışı ve hızlı sanayileşmeye bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunları orman ekosistemlerini de etkilemiştir. Özellikle Orta Avrupa'da 1970'li ve 1980'li yıllarda "yeni tür orman zararları" olarak adlandırılan ve nedenleri tam olarak ortaya konulamayan orman ölümleri görülmeye başlamıştır. Ormanlardaki hastalıkların oluşmasında hava kirliliğinin yanında diğer birçok faktörün (monokültür, kuraklık, besin maddesi eksikliği, elverişsiz yetişme ortamı koşulları, böcek ve mantarlar, vb.) de etkili olduğu anlaşılmıştır. Ülkemizde yeni tür orman zararlarına ait örnekler bulunmamasına rağmen özellikle yoğun sanayileşmenin olduğu alanların çevresinde lokal olarak hava kirliliği kaynaklı orman ölümleri yaşanmıştır. Artvin-Murgul Bakır İşletmeleri, Yatağan Termik Santrali, Samsun'da bulunan Karadeniz Bakır İşletmeleri ve Azot Sanayi Fabrikaları bunlara örnek olarak verilebilir.

Son yıllarda gündemde olan diğer bir konu da küresel iklim değişikliğidir. Küresel İklim değişikliği olgusu ile orman ekosistemleri arasında karşılıklı etkileşimler söz konusudur. Öncelikle orman ekosistemleri atmosferdeki karbon birikiminin azaltılmasında okyanuslarla birlikte en önemli etkendir. Ancak iklimin kuraklaşması orman ekosistemlerinin de zarar görmesine yol açmaktadır. Bu nedenle de ağaçlandırma alanlarının seçiminde erozyona maruz kalan havzalara, özellikle yarı kurak bölgelere öncelik verilmelidir.

Özellikle iklim değişikliklerinin orman ekosistemleri üzerinde etkileri konusunda ormancılığımızın en büyük sorunu yeterli bilgi birikimine sahip olunmaması, yapılmış çalışmaların sınırlı sayıda olmasıdır. Küresel ısınma ve yerel etkilerini değerlendirmek amacıyla dünyanın çeşitli yerlerinde uzun dönemli hidroekolojik araştırma laboratuarları kurulmuştur. Bu araştırma laboratuarları ILTER (International Long Term Ecological Researc Network) ağıyla birbirine bağlanmıştır. Ülkemizde küresel ısınma ve bunun son yıllarda ortaya çıkan sonuçlarından biri olan su ile ilgili uzun dönemli araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

Öte yandan orman ekosistemlerinin izlenmesi sistemi oluşturulmalıdır. Bu konuda ülkemizin de taraf olduğu ve AB üyeliği için ön şart olan ‘Hava Kirliliğinin Ormanlar Üzerindeki Etkilerinin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi Uluslararası İşbirliği Programı (International Co-operative Programme on Assessment and Monitoring of Air Pollution Effects on Forests) bir fırsattır. Kısaca ICP Ormanları (ICP Forests) olarak bilinen bu programın ülkemizde uygulanması çalışmalarına 2005 yılında başlanmıştır. İki aşamada gerçekleştirilecek izleme çalışmalarında toplam 850 sabit örnek alan seçilmesi planlanmaktadır. Ancak, personel ve kaynak yetersizliği sebebiyle arzulanan hızda ilerleme sağlanamamaktadır.

Yine iklim değişikliğine bağlı olarak ülkemizin de içinde bulunduğu bölgede kuraklık sorunlarının yaşanması beklenmektedir. Bu durum su üretimi işlevi sağlayan ormanların önemini daha da artırmaktadır. Ancak son günlerde gündeme gelen havzaların özelleştirilmesi, ayrı bir su bakanlığının kurulması gibi politik kararlar bu havzaların bir bütün halinde planlanması ve yönetilmesi yönünde engel oluşturabilecek girişimlerdir. Türkiye'deki su havzalarımızın önemli bir kısmı ya ormanlarla kaplı ya da ağaçlandırılması gereken arazi niteliğindedir. Ormanları yönetmek ve ağaçlandırma yapmak uzmanlığı ve deneyimi gereği, ormancılık örgütünün görevidir. Aynı alanda farklı kurum ve kuruluşların yetkili olması başarılı bir havza yönetimi için engel oluşturmaktadır. Kamu kurumları olan İSKİ veya ASKİ ile DSİ arasındaki eşgüdüm sorunlarının eriştiği boyut konunun önemini kanıtlamaktadır. Bu nedenle, su toplama havzalarının yönetiminde iki başlılığa neden olacak girişimlerden kaçınılması gereklidir.

Türkiye küresel iklim değişikliği ile yakın ilgisi olan Kyoto Protokolünü imzalamamış ülkeler arasındadır. Üstelik bu protokolü imzalamak ile ilgili tartışmaların sezgisel yargılara dayalı olarak sürdürüldüğü görülmektedir. Bu alanda yapılacak tartışmalara temel olacak bilimsel araştırmalara gereksinim duyulmaktadır. Araştırmaların gerçekleştirilmesinde İ.Ü. Orman Fakültesi'nin üzerine düşen görevleri yerine getirmekten kaçınmayacağı bilinmeli ve bakanlık ile işbirliği olanakları biran önce görüşülmelidir.

4.5. Biyolojik Çeşitlilik ve Gen Kaynakları

Ülkemizde önemli bir biyolojik çeşitlilik potansiyeli bulunmaktadır. Dünyadaki 500 000 bitki türünden 9 000'i ülkemizdedir. Bu türlerin 350'sinin nesli tükenme tehlikeyle karşı karşıyadır. Bilinen 9000 kuşun 450'den fazla türü yine ülkemizde görülmekte, fakat bunların 156'sı tehlike altında bulunmaktadır. Diğer taraftan dünyada bilinen 4 200 memelinin 132'si Türkiye'de bulunmaktadır. Ülkemizde nesli tehlike altında olan 65 memeli hayvan türü vardır. Türkiye'de tohum meşceresi (46 436 ha, 344 adet ) ve gen koruma ormanı (23408 ha ve 123 adet) çalışmaları başlatılmıştır. Görüldüğü gibi, Türkiye için biyolojik çeşitlilik alanında hem zenginlik, hem de tehdit söz konusudur.

Ormancılığın miras, varlık ve seçenek değerleriyle yakın ilgisi bulunan biyolojik çeşitlilik, sadece Türkiye açısından önem taşımakla kalmayıp, insanlık açısından da önemi artan bir konudur. Bu alanda yapılan uluslararası çalışmalar artmaktadır. Türkiye Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesini imzalayarak bu alandaki sorumluluklarını kabul etmiştir. Ancak, biyolojik çeşitliliğin yönetimi konusunda yapılması gerekenlerin yeterince yapıldığını söylemek olanaklı değildir.

Orman alanlarında aynı zamanda gelecek kuşaklar için bir gen kaynağı demek olan biyolojik çeşitliliğin belirlenmesi, denetimi ve korunması için kullanım özellikleri ve tehditleri de içeren etkin bir izleme ağı ve bilgi sistemi oluşturulmalıdır. İzleme ağı konusunda ICP ormanları bir temel oluşturabilir. Bu doğrultuda ormancılık örgütü, üniversiteler ve araştırma kuruluşları arasında işbirliği sağlanmalı, çeşitli araştırma projeleri hazırlanmalıdır. Biyolojik çeşitlilikle ilgili hükümler ormancılık mevzuatına dahil edilmeli, ormancılık örgütü içinde biyolojik çeşitliliğin belirlenmesi ve izlenmesiyle ilgili ayrı birim oluşturulmalıdır. Biyolojik çeşitlilik ile ilgili işlerin görülmesi için gerekli bütçeler sadece ülkemiz kaynaklarından sağlanmamalı, bu alan için kurulmuş uluslararası fonlardan yararlanılmalıdır. Ancak, bu fonlardan kredi kullanılmamalı, insanlık için yapılan çalışmalar karşılığı oluşan bir hak olarak, hibe kaynak talep edilmelidir.

4.6.Korunan Orman Alanlarına Yönelik Beklentilerin Yükselmesi

İlgili ölçütler ve uygun niteliklere sahip potansiyel alanlar gözden geçirilerek ulusal korunan alan sisteminin genişletilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. 2873 sayılı Milli Parklar Yasası, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarını, Natura 2000 alanlarını ve biyosfer rezervlerini de içerecek şekilde yeniden düzenlemeli; IUCN (International Union for the Conservation of Nature and Natural Resources)‘in 6 statüsüne genel uyum dikkate alınmalı ve böylelikle söz konusu alanların yönetiminde bütünlük sağlanmalıdır. Yukarıda belirtilen korunan alanların yönetiminde temel ilgi alanının ormancılık olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

4.7.Yaşanan Değişimlerin Çevre ve Orman Bakanlığının Kurumsal ve Mali Yapısına Yansımaları

Bakanlığı ana hizmet birimleri ile bağlı kurumların görev tanımları günün gerekleri dikkate alınarak tekrar yapılmalı, örtüşen alanlar ayrıştırılmalı, özellikle yeni taleplerden, uluslar arası sözleşmelerden kaynaklanan boşlukların giderilmesi sağlanmalıdır.

Çevre ve Orman Bakanlığının yaban hayatı ile ilgili görevleri ve sorumlulukları artmaktadır. Yaban hayatı ile ticari olarak ilgilenenlerin sayısı da gittikçe yükselmektedir. Özellikle avcılık için para harcayan, bu alandan para kazanmak isteyenlerin sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Bütün bunlara rağmen, Çevre ve Orman Bakanlığı bu alanda daha fazla kaynak harcayan fakat bu alanın yarattığı kaynakları başka bakanlıklara, özel kişi ve kurumlara devretmiş bir noktadadır. Bakanlığın bu alandaki çalışmalarının gerektirdiği finansmanı sağlamak üzere, av tezkere bedellerinin ve av turizmi gelirlerinin, yeniden gözden geçirilmesi, özellikle diğer bakanlıklara giden kaynağın Çevre ve Orman Bakanlığına gelmesinin sağlanması gerekmektedir.

Odun hammaddesi üretimi dışında kalan başta su üretimi, erozyon, sel ve taşkınları önleme işlevleri olmak üzere, görünür ve ticari nitelikli olmayan ormancılık fayda veya değerlerinin üretimi için gerekli finansal kaynaklar oluşturulmalıdır. Bu alanda dünyada halen yapılan uygulamalar bilinmektedir. Su bedellerinden, elektrik ücretlerinden, akaryakıt tüketim vergilerinden pay almak çok bilinen uygulamalardır. Ülkemizde de elektrik üreten barajların korunmasında görev alan ve amenajman planlarında yönetim amacı su üretimi olarak belirtilen orman alanını temel alan bir düzenleme yapılmalıdır. Ancak bu durum sadece su için geçerli değildir. Kullanım dışı değerleri üreten ormancılık birimlerinin tedariklerini yapabilmeleri için gerekli kaynakları kendilerinin sağlayabilmesine olanak veren sunum-pazarlama araçları oluşturulmalı, mevzuatta yapılacak değişikliklerle vergi, harç, bağış, gönüllü katılım olanakları, muafiyetler ormancılık kurumlarına sağlanmalıdır. Aslında Çevre ve Orman Bakanlığının gelirleri olması gereken fakat diğer bakanlıklara kaynak oluşturan her türlü kesintiler kaldırılmalıdır. 08.10.2007

 

Not:

Fakültemiz öğretim üyelerinden Prof.Dr.Abdi EKİZOĞLU, Doç.Dr.Aynur AYDIN COŞKUN, Doç.Dr.Ferhat GÖKBULAK, Doç.Dr.Doğanay TOLUNAY ve Doç.Dr.Kenan OK tarafından hazırlanmış olup Fakültemiz Akademik Genel Kurulunun 05.10.2007 tarihli toplantısında oybirliği ile İ.Ü.Orman Fakültesi görüşü olarak kabul edilmiştir.

Dışarı aktar  Etiketlenmiş XML BibTex

Powered by Drupal - Modified by Danger4k